Madencilik ile ilgili süregelen tartışmalara ilişkin Maden Jeologları Derneği'nin görüşü


Madencilik ile ilgili süregelen tartışmalara ilişkin Maden Jeologları Derneği'nin görüşüdür:

 

Son günlerde ülke gündemimizde madencilik konusunda pek çok tartışma çeşitli ortamlarda sürdürülmektedir, ancak madencilik faaliyetleri ile ilgili pek çok yanlış bilgi de yetkin olmayan ve konunun uzmanı olmayan kaynaklardan Türk Kamuoyuna yansımış durumdadır.

 

Maden Jeologları Derneği (MJD), kamu yararına faaliyet gösteren ve uzmanlık alanında  kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini kendisine görev edinmiş bir kurum olmanın sorumluluğu ile aşağıdaki hususlarda görüş ve bilgilerini paylaşmaktadır.

 

“Madenler ihtiyaç duyduğumuz hammadde gereksiniminin yegane kaynağıdır”

Öncelikli olarak, madencilik; insanlık tarihi kadar eskidir ve insanı diğer tüm varlıklardan ayırarak, yer kabuğundan elde ettiği hammaddelerle medeniyetler kurmasını sağlayan bir faaliyettir. İnsanın yeryüzünde varlığını devam ettirebilmesi madenciliğe bağlıdır. Medeniyetimiz için gereken hammaddelerin tamamının yegane kaynağı yer kabuğudur.

 

İnsan nüfusunun katlanarak çoğalması ile ihtiyaç duyulan hammadde gereksinimi de her gün artmaktadır. Geleneksel yöntemlerle yapılan eski madencilik anlayışı bu talebi karşılayamaz hale gelmiştir. 1700’lü yıllardan itibaren Jeoloji Bilimi maden oluşumlarının sistematiğini çözmeye başlamış ve maden kaynaklarının yer kabuğunda nasıl bulunacağına dair bir alt disiplin olan "Ekonomik Jeoloji - Maden Jeolojisi" de aynı çerçevede gelişmeye başlamıştır. Bu tarihlerden itibaren "Modern Madencilik" yani jeolojiye dayalı madencilik uygulanmaya başlanmıştır. Yer kabuğunda çok düşük oranlarda yer alan (düşük tenör) madenlerin işletilmesi Maden Mühendisliği ve Cevher Hazırlama Mühendisliğindeki gelişmelerle mümkün hale gelmiş, cevher kütlesinin küçük bir yüzdesini oluşturan veya tonda birkaç gram olan madenler bile işletilmeye başlanmıştır. Çok büyük kütlelerden elde edilen küçük miktarlarda maden cevherinin doğal bir sonucu olarak maden pasası ve atığı konusu, üzerinde daha çok çalışılması gereken bir konu olarak ortaya çıkmıştır.

 

“MJD ülkemizde çevreye ve sosyal dokuya uyumlu, verimliliği esas alan madencilik anlayışını benimser”

1980’li yıllarda tüm dünyada artan "Çevre Bilinci", bilgi paylaşımında oluşan hız ve gelişmeler sonucunda madencilikte de radikal bir değişim yaşanmaya başlamıştır. Çevreyi koruma ve maden sahasının izolasyonu amacıyla, maden işletme çalışmaları "Kapalı Sistemler" olarak, "Proje Alanı" içerisinde çevreden yalıtılarak gerçekleştirilmeye başlanmıştır. Geliştirilen yöntemlerle, maden pasa ve atığı maden sahası içerisinde depolanmaya, herhangi bir yeraltına sızma durumu olmaması için geçirimsiz yüzeyler oluşturulmaya ve maden faaliyetleri tamamlandıktan sonra da rehabilite edilmeye başlanmıştır. 

 

Açıklamamızın bundan sonraki kısmında yer alan bilgiler ülkemizde ideal olarak yapılan madencilik faaliyetleri baz alınarak verilmektedir. Modern yöntemlerle, çevreyi, maden içinde ve yakınında bulunanları, sonuç olarak yaşadığımız dünyayı da gözeterek gerçekleştirilen madencilik çalışmalarının ülkemizde çok sayıda örnekleri bulunmaktadır. Bu çalışma anlayışının ortaya konmasının, beklenen seviyeye henüz gelemeyen bazı madencilerimiz için de bir rehber olacağı umudundayız.

 

Ülkemizde çevreye ve sosyal dokuya uyumlu madencilik yaklaşımı, 1990’lı yıllardan itibaren Ulusal Çevre Mevzuatında yer almaya başlamıştır. Karşılıklı etkileşim sayesinde, çevre mevzuatımızın modern ve dünya koşullarına uygun hale getirilmesinde, pek çok standarta bağlı olarak gelişen maden projelerimizin önemli bir katkısı olmuştur. Standartların oluşturulması ve denetlenmesi konusunda tarihsel sürece tanıklık etmekteyiz.

 

“Çevresel duyarlılığı olmayan projelerin günümüzde finansman bulması ve desteklenmesi söz konusu değildir”

Konunun yönlendirici etkenlerinden biri maden çalışmalarının finanse edilmesidir. 1990’lı yıllardan itibaren "Özel Sektör" eliyle işletilen madenlerin çok büyük bir kısmı, özkaynak yerine çeşitli finans kurumlarından kredi alınarak finanse edilmektedir. Bu kurumlar, kredi isteğiyle kendilerine ulaşan projeleri, Uluslararası Finansman Kurumu (IFC-International Finance Corporation) kriterlerine göre değerlendirmektedirler. Bu kriterlerin içerisindeki en önemli başlıklardan biri "Çevre ve Sosyal Dokuya Uyumluluk" zorunluluğudur. Başka bir deyişle; Çevre ve sosyal dokuya duyarlılığı olmayan hiçbir proje ülkemizde ve dünya finans alanında ihtiyacı olan maddi desteği elde edemez.

 

“Maden Rezervi kavramındaki değişim ve projelere yansıması”

Madenciliğin en temel kavramı "Maden Rezervi"dir. Rezerv maden varlığının içerisinde, işletilebilir ve üretilebilir olan kısımdır. 1980’li yıllara kadar rezerv tespiti konusunda aşağıdaki unsurlar belirleyici rol oynamaktadır;

 

          1- Üretilebilir olmak: Bilinen ve ulaşılabilir teknoloji ile yer kabuğundan çıkarılabilmesi ve işlenebilmesi.

          2- İşletilebilir olmak: Üretim masrafları çıkarıldıktan sonra karlı olması.

          3- İşletildiği ülkenin mevzuatına uygun olması.

 

1980’li yıllardan sonra tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de, yukarıda belirttiğimiz bu üç unsura bir tane daha eklenmiştir;

 

          4- Çevreye ve Sosyal Dokuya uygun olması.

 

Finans gereksinimleri, uyulması gereken standartlar ve çevre duyarlılığının yarattığı denetimler sayesinde, rezerv belirleme konusundaki bu unsur kesinlikle hafife alınamaz. Maden projelerinde bu ifadenin doğrudan karşılığı olan; pasa alanı, atık depolama alanı, arıtma tesisi, geri dönüşüm, kapama projesi, rehabilitasyon gibi hususlar somut olarak bu zorunluluk çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu yaklaşım bir maden projesi için yatırım ve üretim maliyetlerinin katlanarak artması demektir ve projenin ilk gününden itibaren dünya standartlarına uygun olması, denetlenebilir ve sürdürülebilir olması sağlanmalıdır.

 

"Sosyal Kabul kavramı”

Konunun çevre ile ilgili boyutunu bu ana hatları ile belirttikten sonra, sosyal boyutuna da belli başlı unsurları ile değinmeliyiz. Madencilikte toplumla etkileşim “Sosyal Kabul” olarak kavramlaştırılmıştır. İlk adımda coğrafi olarak en yakın yöre insanından başlayarak, etkileşimde bulunulacak tüm sosyal paydaşlar tespit edilir ve bunlarla iletişime geçilerek proje konusunda bilgilendirme gerçekleştirilir. Gelen geri bildirimler ile proje yeniden şekillendirilebilir. Tedarik ve istihdam politikaları sosyal paydaşların en fazla yarar göreceği şekilde oluşturulmaya çalışılır. Ticari ve sosyal konular gibi çok sayıda uygulama devreye girer.

 

“Madenler oluştukları yerde işletilmek zorundadır”

Madencilikle ilgili olarak çok temel bir gerçek, madenlerin nerede olacağı üzerinde insan iradesinin olmamasıdır. Dolayısıyla gereksinimi karşılayacak miktarda cevher nerede bulunursa orada işletilmek zorundadır. Bununla birlikte tüm maden projelerinin bir "maden ömrü" vardır ve ömür/işletmenin süresi cevherin miktarıyla sınırlıdır.  Unutmamak gerekir ki "Maden Projeleri Geçici Faaliyetlerdir".

 

“Maden ömrü; madenler geçici faaliyetlerdir”

Yukarıdaki gerçekler çerçevesinde; süreç öngörüsü ve proje sunumu hazırlanırken, maden projesinin sınırlı ömrü ve projenin bitimini de kapsayacak bir süre için bölgedeki refah artışının sürdürülebilir olması ile ilgili projeler geliştirilir. Eski madencilik anlayışında yapıldığı gibi madenler biter bitmez madencinin her şeyi olduğu gibi bırakıp çekip gittiği dönem bitmiştir. Modern yaklaşımda rezerv kavramı ile gelen 4. unsur yani "çevreye ve sosyal dokuya uyum" bu konuda da madenciye yaptırım getirmektedir. Maden cevheri bittikten sonra, madenlerde "Kapama" dönemi başlamaktadır. Bu dönem tüm alanın rehabilite edilmesi sürecini de kapsar, hatta kapama çalışmaları maden işletmesi devam ederken başlatılmaktadır. İşletmesi bitirilen alanlar, tüm faaliyetlerin tamamlanması beklenmeden kademeli olarak rehabilite edilmeye başlanır, bu işin çevreyle ilgili kısmıdır. Sosyal boyutuna yukarıda değinilmiştir. Maden işletme dönemi boyunca yaşanan yerel refah düzeyinin arttırılmasına yönelik maden firmasının katkıları da kapama süreci kapsamında değerlendirilmektedir. Bu yaklaşıma bağlı olarak maden üretiminin biteceği süreç için büyük refah düşüşünün yaratacağı muhtemel hususlar hesaplanarak, paydaşlar için gelecekte de iş olanakları sağlanması amacıyla plana eklemeler yapılmaktadır. Sonuç olarak “Çevre” kavramı gibi “Sosyal Kabul” ve toplumla ilişkilerin de maden projelerinde somut karşılıkları bulunmaktadır.

 

“Maden projeleri/işletmeleri sürekli denetlenen ve şeffaf olarak yönetilen işletmelerdir”

Yanlış anlaşılan başka bir husus, maden işletmelerinin izinlerini aldıktan sonra kendi başına kalan ve şirket insiyatifinde yönetilen işletmeler olarak algılanmasıdır. Oysa hiçbir maden işletmesi günümüzde kişisel kararlarla var olamaz, denetim unsurlarından bağımsız hareket edemez. Maden işletmesinin gereksinim duyduğu büyük finansal destek, borsalara bağlı hareket zorunluluğu ve bir toplum içinde yer almasının getirdiği sorumluluklar doğrudan şirketlerin denetlenebilir ve şeffaf olmasını sağlamaktadır.

 

“Madencilikte önemli olan madenin cinsi ve/veya nerede olduğu değil, nasıl işletildiği olmalıdır”

Şirket içi yapılanmalar güncel sistem mekanizmalarının bir yansıması niteliğindedir. Tüm şirketlerde, teknik ve idari birimlerin dışında çevre, iş sağlığı ve güvenliği, halkla ve kamuyla ilişkiler gibi bölümler süreç boyunca görevlerini yürütürler. Son olarak, bugün özellikle "Metalik Maden Yatakları" üzerindeki projelerin çok kapsamlı projeler olduklarının, çizimleri ile birlikte binlerce sayfa tuttuğunun, sadece jeoloji ve maden mühendisleri değil, içerisinde çevre mühendisleri ve sosyal bilimcilerinde bulunduğu onlarca farklı uzmanın bir araya gelerek gerçekleştirdiği bilimsel ve teknik projeler olduğunun bilinmesi gerekmektedir.

 

Oluşumları, arama metodları ve işletme yöntemleri itibarıyla birbirlerinden farklı olan madenlerin hepsi için çevre ve sosyal duyarlılık prensibi geçerlidir. Günümüzde ülkemizde bu anlayışla işletilmekte olan ve işletme ömrü tamamlanmış çok sayıda maden bulunmaktadır. Yukarıda sayılan temel prensipler gözetildikten sonra madenin açık veya yer altı işletmesi olmasının, mermer veya taş ocağı olmasının, altın ya da bakır işletmesi olmasının bir farkı yoktur. Temel mesele çevresel ve sosyal etkilerin önceden öngörülmesi ve bunlara karşı önlemlerin projede yer almasıdır. MJD bu anlayıştaki tüm maden projelerini nerede olursa olsun destekler, ülkemizin yeraltı zenginlikleri olan madenlerin toplumsal refahımıza katkısının önemini vurgular.

  

Maden Jeologları Derneği olarak, çevre ve sosyal doku ile uyumlu modern madencilik yaklaşımını tümüyle benimsediğimizi ifade ederek bildirimizi sonlandırmaktayız. Hepimizin üzerine düşen görev, tüm projelerin ülkemizin maddi ve toplumsal çıkarlarına uygun olarak, dünya standartları ve onaylanmış kriterler kapsamında, denetlenebilir ve verimli birer proje olarak sürdürülmesini sağlamaktır. Derneğimiz, bugün ve gelecekteki tüm madencilik çalışmalarında projelerin, ülkemiz için yararının ve çevreye/topluma uyumunun takipçisi olacaktır. Bu amaçla kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi, bilinçli, sorunlarını ifade eden paydaşların rahatsızlıklarının giderilmesi, standartların ve denetim mekanizmalarının oluşturulması konularında göreve hazır olduğumuzu arz ederiz.

 

Türk Halkına Saygılarımızla,

 

Maden Jeologları Derneği (MJD)

matbaa, ankara matbaa, katalog baskı davetiye promosyon